08 February 2006

Bir tavsan ormanda kosarken , esrar saran bir zürafa görür. Ona :

- Dostum Zürafa , içme bunu, sagligina zararli, kosalim form tutalim
der ve baslar bunlar kosmaya.

Biraz sonra kokain çekmeye hazirlanan bir fil görürler ve

- Fil arkadasim , kokaini birak , gel bizimle kos beraber form tutalim,
diyerek ikna eder.

Biraz kostuktan sonra kendine eroin enjekte etmeye hazirlanan aslani görürler.

- Sevgili aslan kardes , batirma kendine bunu , gel bizimle kos sana da iyi gelir, der ve aslan yaklasir tavsana ve yumrugunu indirir tavsanin suratina.

Digerleri saskin
- Niye yaptin bunu , iyiligimizi istiyordu.

- Bu salak her ''EX'' aldiginda ormanda deli gibi kosturuyor bizi....

26 January 2006


KUTUP AYISI...

Küçük kutup ayısı yawrusu babasına gider ve derki:

-Baba ben gerçekten kutup ayısıyım diilmi?
-Evet yawrum ölesin.
-Senin babanda kutup ayısıydı diilmi?
-Evet yawrum oda kutup ayısıydı.
-Amcan, halan, teyzen, dayın.....????
-Evet yawrum onlarda kutup ayısıydı.

Küçük kutup ayısı babasına döner ve sinirli bi surat ifadesiyle:

-Eee ben neden üşüyorum ...mına koyim yaaaaaa!!!!!

MEVSİMLERİN GERÇEK ANLAMI

YAZ ...
Yaz, fazla şımartılmıştır, fazla havalı.
Bedenlerin kusurlarını göstermeye zorlayıp yorar insanı. Bedenlerin mevsimidir yaz; yani sükseli bir kimse değilsen bitiktir işin. Süklüm püklümsündür bütün mevsim.
İLKBAHAR ...
Bahar, tehlikelidir.
insana olmayacak işler yaptırdığı gibi çabucak kaçtığı için suçu hiçbir zaman ispatlanamamıştır. Tekin değildir yani.
SONBAHAR ...
Sonbahar, başlangıç ve sondur.
Niyeyse hep bir şeye karar vermelisindir sonbaharda. Bu yüzden durup denize, denizsiz yerlerde göğe bakılmalıdır hep. "Yağmur yağınca deniz çoğalır mı?" diye sormalıdır. Niyeyse...
VE KIŞ ...
Mevsimlerin en merhametlisidir kış. Evin mevsimi; sarılmanın, sarınmanın, sarmalanmanın. Sıcak çayların, derin sohbetlerin, efkarlıca içmelerin mevsimi... Karşılaşmaların değil "buluşmaların" mevsimi... Sıcak olan herşeye doğru neşeyle yönelmenin, böylece hep beraber ılımanın, yaşamın çamursu halini uzun uzun düşünmenin mevsimi... Atkılar ve şapkalar yüzünden dağılmış saçlarımızla bizi güzel bulacak birileri olacak mı bu kış Yatak 36.7 derece olacak mı girdiğimizde? Yoksa boynunu kendine yaslayan kuğular gibi mi olacağız bu kış da? Öyle işte... Mevsimlerin en ince fikirlisidir kış.
GÜZEL KIŞLAR!...

25 January 2006

AKLIMDASIN


Uyanık olduğum zaman bile aklımdasın,
Yüzün hep gözümün önünde, neden bilmiyorum...
Seni tanımıyorum, seni istemiyorum...
Seninle konuşmak güzel, seni dinlemek güzel,
Sen de güzelsin...
Ne yapmam gerekiyor ? Bilmiyorum
Sana tapmam mı gerek ? Yoksa...
Seni sevmiyorum, seni beğeniyorum, seni öldürebilirim !
Bu hayatta kendimle başbaşayım,
Biri fazla bana, olsa iyi olurdu...
Hayatım yerle bir, neden bilmiyorum,
Hergün birinin beni kurtarabiliceğini düşünmekten bıktım !
Birine bağlı olmak ürkütüyor beni, ya başaramazsam ?
Normal biri gibi gözükmekle meşgulüm, genelde başarısız
Biri lazım bana beni düzeltebilicek,
Düzeltirken kendini bozmayan/cak.
Neyse abi boşver beni, dalgana bak,
Ben de gidiyorum zaten...

24 January 2006


Unutmaya çalışmak ne kötü bir kader
Yalnızlığa alışmak kalbi mühürlemektir

Oooofff olmuyor.....

Ağlama kalbim büyüdün artık hiç kendini yorma
Zorlama kalbim daha çok görecen sen bu hayatta.....

By Kutsi....


23 January 2006


İstanbul’a kar yağıyor...

Sırça bıyıktan beyaz adamlar yapıyor rengarenk çocuklar. Ve bütün ayak izleri siliniyor denize yakın. Bir tayyör eskisi gibi ikiye ayırıyor banliyo trenleri fakir mahalleleri. Sümükleri ayaza donmuş bir çocuğa düşüyor kentteki bütün kağıt mendilleri satmak üstelik. İnce bir tezatlık çarpıyor buğulara. Haliyle inciniyor martılar. Haliyle buz tutuyor peronlar. İnce uzun bir demir eskisi bölüyor kenti. Demir gibi soğuk, solmuş ve kirli. Beyaz bir yanlızlığa sığınıyor ahşap yaşanmışlıklar ve bahçelerine ince buklalere benzer, akort edilmemiş akordeon sesleri düşüyor. Ağır, kasvet gibi yüzsüz ve güzel Konstantanapolis’te sarhoşlarla deliler ölüyor en çok. Yani şehr-i kahpenin gerçek sahipleri.

İster istemez reklam panolarına takılıyor, işlerine geç kalmış yeni yetme kızlar. Onlar kadınlık bağını bu reklam panolarından, erkeği ise, olağan seferlerine çıkan bindikleri, kalabalık trenlerden tanıyorlar. Umutlarını zedeliyor sertlik. Aşklarını ve hayallerini deliyor. Kızamıyorlar. Elleri üşüyor sonra... Bu soğuk ve renksiz parmaklarıyla tutuyorlar tüm kenti. Zaman zaman düşürüp kırıyorlar en bilindik hayallerini. Sonra yine yerden çaresizce alıp, bir ucuz romanın, en heyecanlı yerinde saklıyorlar kimse görüp, bilmesin diye.

İstanbul’a kar yağıyor...

Beyaz bir bozkırı aldatılmış bir saflığın kucağına atıyor. Güzel kokuyor temizlik. Efsane atın kanatlarına benziyor yalınlığı. Koştukça daha da gizemli oluyor. Şaşırıveriyor kırlangıçlar. Ve hatta kendilerinin bu denli yetenekli olmamalarına içerliyorlar. Başlarını öte tarafa döndürüp, atın şaha kalktığı yerin ters yönüne doğru uçuyorlar. Sonra at kendi süratine yetişemiyor. Daha hızla kanat çırpıp kendisi gibi beyaz yakamozların ardında kayboluyor. Üstelik şatafatsız ve huysuzluk yapmadan. Gölgesi mat yalnızlıklara takılıyor. Kar geceyi de mi örtüyor? Şehrin izi geceye bembeyaz vuruyor.

İstanbul’a kar yağıyor...

Hazır, ambalajlanmış hayaller satıyor hayalleri yıkılmış adamlar. Üstelik, kullanma klavuzları bile olmayan bu hayaller son derece çabuk bozulup, tümden ve birbirleri ardı sıra yitiyorlar. Kimse almıyor zaten artık onları. Talihsiz satıcılar da bunu biliyorlar. Miyadı dolmuş yolculuklarda, artık öylesine gidip geliyorlar. Hiç inmiyorlar trenden ve hangi peronda bindiklerini artık kendileri bile bilmiyorlar. Uzuyor yollar. Ve kar hiç durmuyor. –Gece boyunca da yağmıştı zaten-

Bir tayyör eskisi gibi ikiye ayırıyor banliyo trenleri fakir mahalleleri. Sümükleri ayaza donmuş bir çocuğa düşüyor kentteki bütün kağıt mendilleri satmak üstelik. İnce bir tezatlık çarpıyor buğulara. Haliyle inciniyor martılar. Haliyle buz tutuyor peronlar.

Ben İstanbul’u ve kakao tadını reklam neonlarından değil, çocukluğumla beraber babaanne çukulatısından tanıyorum....

İstanbul’a kar yağıyor...

Bir sigara yakıyorum. Duman buz gibi rüzgara karışıyor. Yok oluyor. Ve gökyüzü ucuz kanyak kokuyor.

Yürüyorum...

Şehir delisinin notu:Bir gün umutlarımın peşinden gitmeye karar vermiştim.

Şehir sarhoşunun notu: Bir gün hayallerimin peşinden gitmeye karar vermiştim.

Ve İstanbul’a kar yağmıştı...

19 January 2006


Bu resmi yapan zat-ı muhteremin kafası kesin çok güzelmiş o sıralar...:)Nasıl bi triptir o öyle allahım yaa....:D
Hayır geçen akşam aynı tribi bende yaşadım da...:)Nette gezinirken gördüm bu resmi ve çok şaşırdım...
Demek bizim erdiğimiz mertebeye elinoğlu M.Ö. ermiş......:):):):):):)
Koptum yaaa......

İki küçük sokak kedisi....


Pazartesi ve dün gece yaşadıklarımla ilgili bi yorum yapmak istemiyorum kaderime inat.Güzel tarafları, paylaşım adına yaşananlar güzel tabi ama sıcak bi ortam arıyo insan düzgün muhabbet edebilmek için yaaa ...

Yada durum şöyle:

İnsan içinde bulunduğu tüm olumsuzluklara rağmen mutlu olmasını, anı yaşamayı, muhabbet etmekten hoşlandığı arkadaşlarıyla muhabbette olup hayatın o ağır yükünü biraz olsun hafifletebilmeyi başarabilir mi?
Dimi ama işte tam bu noktada ''İLETİŞİM''in ne kadar önemli olduğu geliyor aklıma.Frekansı yakalabilmek önemli olan.Aynı dilden konuşabilme yeteneğini pekiştirmeli ve geliştirmeli insan.
İki küçük sokak kedisiydik dün akşam ...:)Sevdiğim, belki kısa bi süre sonra dostum bile diyebileceğim bi arkadaşımla aynen bu haldeydik....Seviyorum seni yaa....:)